25 Aralık 2012 Salı

Mert'e Neden Şeker Yok??


Mert'e şeker vermemekle ilgili prensibim iki senedir sürekli insanlar tarafından sorgulanır durur. Tıbbi sebepler ile ikna edemediğim sevgili akraba ve dostlarımı bir de aşağıdaki bilgiler ışığında düşünmeye davet ediyorum.
"Bir yaşında bir bebeğin mama üzerinden de olsa çikolatayla tanışmasının ne zararı var? Bunu, diyetisyen Yasemin Serintürk şöyle anlatıyor:
Çocuklar, ne yiyeceklerine kendi kendileri karar verme yaşına gelinceye kadar, ebeveynlerin çocuğun beslenme alışkanlıklarını oluşturmak için süresi var. Sonrasında çabalamak genellikle sonuçsuz kalıyor. Damak tadı denilen şey, neler yediğinize bağlı olarak şekillenir. Damak tadınızı ne kadar fazla seçenekle zenginleştirirseniz bir süre sonra tatmin olmanız o kadar zorlaşır. Azla yetinmek, damak tadını olduğu çıtadan daha yukarıdaki çıtaya taşımamak için en geçerli yöntemdir. Sürekli et tüketen birisinin, sebze yemekten hoşlanmaması ya da sebze yediği zaman doymadığını söylemesi, damak tadını bu yönde oluşturmuş olmasındandır. Veya çayı şekersiz tüketmeye alışkın birisinin, katiyetle şekerli çay içememesi de aynı sebeptendir. Bu durum çocuklar içinde değişmez. Canı tatlı istediği zaman çikolata, kek, kurabiye, pasta veya şeker yemeye alışkın bir çocuk, tabiiki de meyve yediği zaman tatlı yemiş gibi hissetmez. Dolayısıyla da canı şekerli bir şey yemek istediğinde, meyve tüketmek aklına bile gelmez. Çünkü bu çocuğa tatlı tadı, yoğun şeker içeren yiyecekler ile kodlanmıştır. Tam tersine alıştırılmış bir çocuk ise, koca bir dilim pasta yemek yerine bir iki tane meyve yemeği tercih eder.
Kısacası, bir yaşındaki bir bebeğe çikolatalı mama verirseniz onun damak tadı çıtasını yükselteceğiniz ve onu yoğun şeker tadına alıştıracağınız için, ilerleyen yaşlarda meyve, kuru yemiş gibi besinlerden alacağı şeker ona yetmeyeceğinden çikolata üzerinden şeker tüketmeye alıştırmış olursunuz."
Bu arada Mert'in şeker yasağı 2 yaş itibariyle kalkmış olabilir ama ben yine de onu beyaz şekerden uzak tutmak için elimden geleni yapacağım...


Yukarıdaki metin blogcuanne'den alınmıştır:  http://blogcuanne.com/2012/12/25/gereksiz-urun-duyarsiz-pazarlama/


11 Aralık 2012 Salı

Öpücük!!

Evladı tarafından öpülmek ne güzel şeymiş. 2 yaşına 10 kala ilk gerçek öpücüğümü aldım nihayet :))) Darısı babamızın başına.  

7 Aralık 2012 Cuma

Çocuklara Nasıl Kitap Okunur?

Esra Sert çok güzel anlatmış :



Şu yaşınıza geldiniz bir kere bile yüksek sesle bir metin okumadınız. Hele ki dinleyicinin ilgisini ayakta tutmak için hiç mi uğraşmadınız. Ama şimdi hayatınızın performansı ile karşı karşıyasınız. İki minik göz size dikilmiş, iki küçük kulak duyacaklarını bekliyor. Hebele gübele, monoton, sıkıcı bir okuma ile iyi bir performans arasındaki fark çocuğunuzun kitaplarla arasında kurduğu bağda belirleyici olacak. O zaman kolları sıvayın, kitap okuma sanatı dersimiz başlıyor.

‘’Evim noyut odaaaa, bakla sofaaaa’’...
Malum Ladin kitap kurdu. Bu durum canıma okuyor. Zira kitaplar oku oku bitmiyor. 10 tane okusan 11’nciyi istiyor. Bir süre sonra dilim damağım kuruyor. Arada evde  eş dost varken, elinde kitap çıkageliyor. ‘’Biz okuyalım’’ tekliflerini ne yazık ki reddediyor, ayağını yere vurup tutturuyor: ‘’ Hayıy annem okusun’’ Çocuk haklı. İnsanlar genelde çocuklara kitap okumak konusunda çok becerikli değiller. İşte size çocuğunuzu kurmacanın büyülü dünyası ile tanıştırmak için bir kaç ip ucu.
  • Belli bir yaşın altındaki bazı çocuklar kitap okunmasından hoşlanmıyor. Bunun yerine kitaptaki resimleri interaktif olarak anlatın.
  • Yüksek sesle okunması kolay, kulağa hoş gelen kitaplar seçin.
  • Kitabı çocuğunuzun hatırı için bitse de gitsek diye okumayın. Çocuğa kitap okumak bir tür oyunculuktur sizin için de çok zevkli olabilir.
  • Hikayenin içine girin, ne okuduğunuzu fark etmeden önünüzdeki yazıları okuyup geçmeyin.
  • Eğer tekliyorsanız, çok yavaş okuyun.
  • Sesinizi kullanın. Tonlama yapın. Melodi katın. Bazı kelimeleri uzata uzata bazı kelimeleri ya da bölümleri yerine göre yüksek sesle ya da hızlı hızlı okuyun. Durmanız gereken yerlerde küçük esler verin. Gerçekten hikayenin içine girerseniz bunu rahatlıkla yaparsınız.
  • Kasabanın en Şık Devi Kitabı’nda; ”aman pantolonu düşüyor bu dev fena üşüyor! ” cümlesini bir anda öyle yüksek sesle ve tekerleme tadında okuruz ki Lado buna bayılır. Gün içinde bu cümleyi kendi kendine tekrarlar duru. Hatta bazen ‘’Amaaaa...’’ diye sufle veririm hemen cümleyi kikirdeyerek tamamlar. 
  • Mimik ve sesler kullanın. Şaşırılacak yerde şaşırın, sevinilecek yerde sevinin.
  • Gözünüzü sürekli kitapta tutmayın, çocuğunuzla göz ve ten teması kurun.
  • Her kitabın belli bir yerinde küçük şakalarınız olabilir. Bir köpek koklaya koklaya bir şey arıyorsa, hikayenin akışını kesmeden o köpek olup muzipçe onu koklayabilirsiniz. Kikirdemenin biri bin para olacaktır.
  • Hikayede kapı çalınıyorsa, ta tak diye dolabın kapağına vurabilirsiniz. Rüzgar esiyorsa, nefesini suratına üfleyebilirsiniz. Bu tür efekt fırsatlarını hiç kaçırmayın.
  • Çocuk kitap okuma işinin pasif bir unsuru değildir. Son derece aktif dinler. Kitapta bir soru soruluyorsa, okuma akışını kesmeye bile gerek kalmadan bu soru ona sorulmuş gibi yapabilirsiniz. Coşkulu bir ‘’evetttttttt’’ ya da ‘’hayırrrr’’ cevabı almanız işten bile değildir.
  • Size bir soru sormuyorsa hikayeyi kesip, konuyu anlaması için açıklamalarda bulunmayın. Çocukların anlama kapasitesi sandığımızdan daha fazla.
  • Sorular soruyorsa, karakterler ve olaylar üzerine onunla konuşun. Ama net, kısa açıklayıcı ve tanımlayıcı cevaplar vermeyin. Onun hikayeyi algılama şeklini şekillendirmeyin.
  • Kitapları defaten okuduktan sonra, okumanız ciddi anlamda gelişir.
  • Çocuklar kitapları hemen ezberlerler. Bazı cümleleri onun tamamlamasına izin verin. Mesela ben; ‘’Aysel Hanım yerdeki su birikintisine baktı’’ der dururum. Lado hemen atlar; ‘’seni gidi yaramaz!’’ Hatta bazı kitaplarda her sayfadaki ilk cümleyi okuyorum, gerisini ezberden o söylüyor.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25397797/

Esra Sert
Acemi Anne
ntvmsnbc
Güncelleme: 17:28 TSİ 26 Kasım. 2012 Pazartesi

Gündem Dışı Yazılar : Görüşelim

Bazı arkadaşlar, tanıdıklar vardır hani yıllar geçer görüşemezsiniz. Seversiniz aslında, beraber güzel zaman geçireceğinizi de bilirsiniz ama öyle takılıp kalmıştır havada buluşmalarınız çünkü "görüşelim" denmiştir. Görüşelim çok açık uçlu bir kelimedir. Ne zaman görüşelim? Kim kimden haber beklesin? Nerede görüşelim?... Öyle "Ben sıramı savdım. Görüşelim dedim. Gerisini sen düşün" yapılmasın lütfen.
(Planlanmış ancak o veya bu nedenden gerçekleşememiş ve öyle askıya alınmış buluşmaları kastetmiyorum.)

Sonuç olarak kimse bana görüşelim demesin. Gerçekten görüşmek isteyen gün-yer-saat versin, size geliyorum desin, sen gel desin,... ama somut birşeyler söylesin lütfen.... Eskiden böyle bir diyalog geçtiğinde, biri görüşelim dediğinde kendimi sorumlu hissederdim, üzerime sıkıntı olurdu aramam gereken (!) kişiyi aramamak/arayamamak ama artık akıllandım. Topu bana atıp kaçanlara geri pas vermiyorum, vermeyeceğim.

Not: Aynı şey "Aramıyorsun hiç!" diyenler için de geçerlidir. "Sen aradın mı hiç?"diye soruyorum ben de cevaben artık...