25 Aralık 2012 Salı

Mert'e Neden Şeker Yok??


Mert'e şeker vermemekle ilgili prensibim iki senedir sürekli insanlar tarafından sorgulanır durur. Tıbbi sebepler ile ikna edemediğim sevgili akraba ve dostlarımı bir de aşağıdaki bilgiler ışığında düşünmeye davet ediyorum.
"Bir yaşında bir bebeğin mama üzerinden de olsa çikolatayla tanışmasının ne zararı var? Bunu, diyetisyen Yasemin Serintürk şöyle anlatıyor:
Çocuklar, ne yiyeceklerine kendi kendileri karar verme yaşına gelinceye kadar, ebeveynlerin çocuğun beslenme alışkanlıklarını oluşturmak için süresi var. Sonrasında çabalamak genellikle sonuçsuz kalıyor. Damak tadı denilen şey, neler yediğinize bağlı olarak şekillenir. Damak tadınızı ne kadar fazla seçenekle zenginleştirirseniz bir süre sonra tatmin olmanız o kadar zorlaşır. Azla yetinmek, damak tadını olduğu çıtadan daha yukarıdaki çıtaya taşımamak için en geçerli yöntemdir. Sürekli et tüketen birisinin, sebze yemekten hoşlanmaması ya da sebze yediği zaman doymadığını söylemesi, damak tadını bu yönde oluşturmuş olmasındandır. Veya çayı şekersiz tüketmeye alışkın birisinin, katiyetle şekerli çay içememesi de aynı sebeptendir. Bu durum çocuklar içinde değişmez. Canı tatlı istediği zaman çikolata, kek, kurabiye, pasta veya şeker yemeye alışkın bir çocuk, tabiiki de meyve yediği zaman tatlı yemiş gibi hissetmez. Dolayısıyla da canı şekerli bir şey yemek istediğinde, meyve tüketmek aklına bile gelmez. Çünkü bu çocuğa tatlı tadı, yoğun şeker içeren yiyecekler ile kodlanmıştır. Tam tersine alıştırılmış bir çocuk ise, koca bir dilim pasta yemek yerine bir iki tane meyve yemeği tercih eder.
Kısacası, bir yaşındaki bir bebeğe çikolatalı mama verirseniz onun damak tadı çıtasını yükselteceğiniz ve onu yoğun şeker tadına alıştıracağınız için, ilerleyen yaşlarda meyve, kuru yemiş gibi besinlerden alacağı şeker ona yetmeyeceğinden çikolata üzerinden şeker tüketmeye alıştırmış olursunuz."
Bu arada Mert'in şeker yasağı 2 yaş itibariyle kalkmış olabilir ama ben yine de onu beyaz şekerden uzak tutmak için elimden geleni yapacağım...


Yukarıdaki metin blogcuanne'den alınmıştır:  http://blogcuanne.com/2012/12/25/gereksiz-urun-duyarsiz-pazarlama/


11 Aralık 2012 Salı

Öpücük!!

Evladı tarafından öpülmek ne güzel şeymiş. 2 yaşına 10 kala ilk gerçek öpücüğümü aldım nihayet :))) Darısı babamızın başına.  

7 Aralık 2012 Cuma

Çocuklara Nasıl Kitap Okunur?

Esra Sert çok güzel anlatmış :



Şu yaşınıza geldiniz bir kere bile yüksek sesle bir metin okumadınız. Hele ki dinleyicinin ilgisini ayakta tutmak için hiç mi uğraşmadınız. Ama şimdi hayatınızın performansı ile karşı karşıyasınız. İki minik göz size dikilmiş, iki küçük kulak duyacaklarını bekliyor. Hebele gübele, monoton, sıkıcı bir okuma ile iyi bir performans arasındaki fark çocuğunuzun kitaplarla arasında kurduğu bağda belirleyici olacak. O zaman kolları sıvayın, kitap okuma sanatı dersimiz başlıyor.

‘’Evim noyut odaaaa, bakla sofaaaa’’...
Malum Ladin kitap kurdu. Bu durum canıma okuyor. Zira kitaplar oku oku bitmiyor. 10 tane okusan 11’nciyi istiyor. Bir süre sonra dilim damağım kuruyor. Arada evde  eş dost varken, elinde kitap çıkageliyor. ‘’Biz okuyalım’’ tekliflerini ne yazık ki reddediyor, ayağını yere vurup tutturuyor: ‘’ Hayıy annem okusun’’ Çocuk haklı. İnsanlar genelde çocuklara kitap okumak konusunda çok becerikli değiller. İşte size çocuğunuzu kurmacanın büyülü dünyası ile tanıştırmak için bir kaç ip ucu.
  • Belli bir yaşın altındaki bazı çocuklar kitap okunmasından hoşlanmıyor. Bunun yerine kitaptaki resimleri interaktif olarak anlatın.
  • Yüksek sesle okunması kolay, kulağa hoş gelen kitaplar seçin.
  • Kitabı çocuğunuzun hatırı için bitse de gitsek diye okumayın. Çocuğa kitap okumak bir tür oyunculuktur sizin için de çok zevkli olabilir.
  • Hikayenin içine girin, ne okuduğunuzu fark etmeden önünüzdeki yazıları okuyup geçmeyin.
  • Eğer tekliyorsanız, çok yavaş okuyun.
  • Sesinizi kullanın. Tonlama yapın. Melodi katın. Bazı kelimeleri uzata uzata bazı kelimeleri ya da bölümleri yerine göre yüksek sesle ya da hızlı hızlı okuyun. Durmanız gereken yerlerde küçük esler verin. Gerçekten hikayenin içine girerseniz bunu rahatlıkla yaparsınız.
  • Kasabanın en Şık Devi Kitabı’nda; ”aman pantolonu düşüyor bu dev fena üşüyor! ” cümlesini bir anda öyle yüksek sesle ve tekerleme tadında okuruz ki Lado buna bayılır. Gün içinde bu cümleyi kendi kendine tekrarlar duru. Hatta bazen ‘’Amaaaa...’’ diye sufle veririm hemen cümleyi kikirdeyerek tamamlar. 
  • Mimik ve sesler kullanın. Şaşırılacak yerde şaşırın, sevinilecek yerde sevinin.
  • Gözünüzü sürekli kitapta tutmayın, çocuğunuzla göz ve ten teması kurun.
  • Her kitabın belli bir yerinde küçük şakalarınız olabilir. Bir köpek koklaya koklaya bir şey arıyorsa, hikayenin akışını kesmeden o köpek olup muzipçe onu koklayabilirsiniz. Kikirdemenin biri bin para olacaktır.
  • Hikayede kapı çalınıyorsa, ta tak diye dolabın kapağına vurabilirsiniz. Rüzgar esiyorsa, nefesini suratına üfleyebilirsiniz. Bu tür efekt fırsatlarını hiç kaçırmayın.
  • Çocuk kitap okuma işinin pasif bir unsuru değildir. Son derece aktif dinler. Kitapta bir soru soruluyorsa, okuma akışını kesmeye bile gerek kalmadan bu soru ona sorulmuş gibi yapabilirsiniz. Coşkulu bir ‘’evetttttttt’’ ya da ‘’hayırrrr’’ cevabı almanız işten bile değildir.
  • Size bir soru sormuyorsa hikayeyi kesip, konuyu anlaması için açıklamalarda bulunmayın. Çocukların anlama kapasitesi sandığımızdan daha fazla.
  • Sorular soruyorsa, karakterler ve olaylar üzerine onunla konuşun. Ama net, kısa açıklayıcı ve tanımlayıcı cevaplar vermeyin. Onun hikayeyi algılama şeklini şekillendirmeyin.
  • Kitapları defaten okuduktan sonra, okumanız ciddi anlamda gelişir.
  • Çocuklar kitapları hemen ezberlerler. Bazı cümleleri onun tamamlamasına izin verin. Mesela ben; ‘’Aysel Hanım yerdeki su birikintisine baktı’’ der dururum. Lado hemen atlar; ‘’seni gidi yaramaz!’’ Hatta bazı kitaplarda her sayfadaki ilk cümleyi okuyorum, gerisini ezberden o söylüyor.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25397797/

Esra Sert
Acemi Anne
ntvmsnbc
Güncelleme: 17:28 TSİ 26 Kasım. 2012 Pazartesi

Gündem Dışı Yazılar : Görüşelim

Bazı arkadaşlar, tanıdıklar vardır hani yıllar geçer görüşemezsiniz. Seversiniz aslında, beraber güzel zaman geçireceğinizi de bilirsiniz ama öyle takılıp kalmıştır havada buluşmalarınız çünkü "görüşelim" denmiştir. Görüşelim çok açık uçlu bir kelimedir. Ne zaman görüşelim? Kim kimden haber beklesin? Nerede görüşelim?... Öyle "Ben sıramı savdım. Görüşelim dedim. Gerisini sen düşün" yapılmasın lütfen.
(Planlanmış ancak o veya bu nedenden gerçekleşememiş ve öyle askıya alınmış buluşmaları kastetmiyorum.)

Sonuç olarak kimse bana görüşelim demesin. Gerçekten görüşmek isteyen gün-yer-saat versin, size geliyorum desin, sen gel desin,... ama somut birşeyler söylesin lütfen.... Eskiden böyle bir diyalog geçtiğinde, biri görüşelim dediğinde kendimi sorumlu hissederdim, üzerime sıkıntı olurdu aramam gereken (!) kişiyi aramamak/arayamamak ama artık akıllandım. Topu bana atıp kaçanlara geri pas vermiyorum, vermeyeceğim.

Not: Aynı şey "Aramıyorsun hiç!" diyenler için de geçerlidir. "Sen aradın mı hiç?"diye soruyorum ben de cevaben artık... 

9 Ekim 2012 Salı

Mert Büyüyor...

Önce sandalyelerin altından yuvarlanarak geçiyordu, sonra emekleyerek sandalyeleri oynatmaya başladı ve sonra masanın altında gezmeye... Ne zaman ki boyu masanın altı için uzun geldi sandalyelere, oradan da masaya çıkmaya başladı.
Önce elektrik anahtarına uzanmak için kucağımıza gelmek istiyordu. Sonra ancak aşağıya indirecek kadar uzanıp anne babayı banyoda ışıksız bıraktı. Şimdi istediği zaman yakıyor, istediği zaman söndürüyor.

Mert büyüyor ve bu küçük değişikliklerle birlikte tüm hayatımız değişiyor. ( Tabi büyüdükçe tehlike potansiyeli de büyüyor...) Peki bundan sonra nasıl olacak diye heyecanla bekliyorum...:)

11 Eylül 2012 Salı

Güzel Güzel Bilgiler... 1. Bölüm


İşin ehli insanlardan çocuk gelişimi ile ilgili birinci elden bilgiler almaya başladım. Sizlerle de kısa kısa her hafta paylaşabileceğimi düşündüm. Mert şu anda 20 ayını bitirmiş durumda ve yazdığım şeyleri buna göre değerlendirin lütfen. 


  • Çocuk oynarken her yere bir oyuncak saçılı olması iyi birşey değilmiş meğer. Bizler nasıl olsa dağılacak diye toplamayız bir süre ama toplamak lazımmış. Mümkünse çocukla birlikte. Sebebi de çocuk bir oyuncakla oynarken etraftaki diğer uyaranları yok edip konsantrasyon seviyesini yükseltebilmek. ( Tabi sürekli çocuğun başında durup oyuncakları toplamak gibi bir işe de girişmemeli :)))
  • Eğer 20 aylık bir çocuk annesini bırakmak istemezse ( oyun grubu, vb ortamlarda) zorlamamak lazımmış. Çünkü çocuk annesinin hemen gelebilecek bir uzaklıkta vs olduğunu anlayamazmış. Yani, kapıdan çıkan anne ( ebeveyn) çocuk için 'yok' demek. Bu 3 yaşına kadar sürebilirmiş. 
  • İstediği şeyi parmak ile işaret etmesi çok önemliymiş. Bu daha sonra geliştireceği birçok yeteneğin temeli olan bir hareketmiş.
  • Bu ay grubu çocukların yeni birini gördüklerinde annelerine yapışmaları çok doğal ve kendilerinden beklenen bir hareketmiş. 
Aklıma geldikçe, yeni şeyler öğrendikçe ve Mert'ten fırsat buldukça yazacağım... Sevgiler. 

6 Eylül 2012 Perşembe

Keşke...

Keşke Mert doğmadan görseydim bu yatağı.. Markası Babybay... Süper!

16 Ağustos 2012 Perşembe

"Anne"

Ve nihayet bugün tertemiz bir "Anne" duyduk! Aylarca "baba" ya da "aba"diye çağrıldıktan sonra çok iyi geldi doğrusu :))

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Olmaz Demeyin, Şansınızı Deneyin...

Bugün aklıma bu eski slogan takıldı. Hatırlayanınız vardır belki " olmaz demeyin, şansınızı deneyin, Milli Piyangooo"... :) Nereden çıktı derseniz: 8 aydır bir fiil kendi uyusun diye uğraştığım ancak her denememin sonunda ayağımda salladığım Mert'ten tabi ki. Artık o kadar yılgındım ki son zamanlarda hiç uğraşmadan direk ayağımda sallayarak uyutuyordum. Nasıl olduysa geçen hafta öğle uykusu için kendi yatağıma bıraktım onu, hadi uyuyoruz dedim ve yanında kitap okumaya başladım. İki sayfa bittiğinde Mert uykuya dalmıştı bile. O gün bu gün öğle ve akşam uykularına böyle dalıyor. Bundan sonraki aşama kendi yatağına koyup orada uyumasını sağlamak ama aceleci davranmak istemiyorum. Bakalım ne olacak!

21 Haziran 2012 Perşembe

Evimizin Halleri

Bugün evin içerisinde birden kendi sesim kulaklarımda yankılandı. Oğlumu konuşturtmak için deli gibi bütün gün kendi kendime konuşup durduğumu farkettim :) Buna karşılık kendisi ile kurabildiğimiz tek diyalog şekli :
Ben   : "Da"
Mert :  "Di"
ya da tam tersi. Bir de şu var:
Mert : "Bab ba"
Ben  : "An ne"
Kısacası, evimizde "Da- di da- di", "bab ba - an ne" şeklinde uzayıp giden bir konuşma hakim !!!

Not:  Mert bugün tam 18 aylık. 

10 Haziran 2012 Pazar

Kış bitti, yaz geldi vesaire derken biz bir aydır tatildeydik. Bebekle tatil ile ilgili bilgiler yakında geliyor:)

8 Mayıs 2012 Salı

Yaz Gelmişti...

Baharın geldiğini oğlunu uzun kollu tişört ile dışarı çıkarabilince anlayan mertinannesi; yazın geldiğini de oğlunu  kısa kollu tişört ile çıkartınca anlamıştı... 

4 Mayıs 2012 Cuma

Günün Sözü :)

Bazen, birşeyleri bizim için başkasının yapmasına öyle alışırız ki, kendimiz yapabileceklerimizi unuturuz. Bazense işimizi kendimiz halletmeye o kadar alışırız ki, hırpalanmak yerine yardım alabileceğimizi unuturuz. 

Her Annenin Bir Yoğurt Yapışı Vardır!

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi her annenin de bir yoğurt yapışı vardır. Kime sorsanız "aaa ben öyle değil böyle yapıyorum" tadında şeyler duyarsınız. İşte size Mert'in yoğurdunun incelikleri - neredeyse bir sene olmasına rağmen zaman zaman benim de yoğurdum tutmuyor :) -
Öncelikle yoğurdunuzun mayası çok önemli. Ev yapımı yoğurt mayası bulursanız hiç düşünmeyin onu kullanın ama bulamayanlar için önerim Sütaş'ın camda doğal yoğurdu. (Doktorumuz da bunu önermişti bu arada).
-Sütü kavanozunuza doldurun sonra bir cezvede biraz kaynatın. Biraz fokurdamasına müsaade edin. Yalnız, bir kaza olmaması açısından başından ayrılmamanız önemle tavsiye edilir. (Başlangıç aşamasında 125 gr'lık meyve püresi kavanozları iyi oluyor.)
-Sütü kaynadıktan sonra kenara alın ve ılınmasını bekleyin. Sütün hangi ısıya kadar ılınacağı en can alıcı kısımdır. Bazıları serçe parmağının 7 saniye dayanacağı sıcaklığa gelmeli diyor ama mesela benim elim sıcağa hiç dayanamadığı için 5 sn benim için yeterli.
- Daha önceden kavanozun dibine yoğurdunuzu koyun. Asıl ölçü 1 dolu çay kaşığıdır ama ben kavanozun dibini kalınca örtecek şekilde yoğurt koyuyorum ölçmeden. Yoğurdu karıştırın.
- Isısını ayarladığınız sütü kavanozunuza dökün ve kapağını sıkıca kapatın.
- Ben kavanozu mutfak bezine sarıp üzerine çaydanlığı sıcak tutmak için kullanılan bezlerden örtüyorum.
- 4 saat sonra yoğurdunuzu açabilirsiniz.

Püf noktaları:
- Beklediği sürece ve açıp dolaba koyarken mümkün olduğu kadar sallamayın.
- Mümkünse 1 gece dolapta bekletin.
- Mayanız tutarsa yeni yoğurdunuz hep bir öncekinden maya ayırarak yapın.
Ve mutlaka bu işi bilen birini önceden yoğurt yaparken seyredin, mutlaka bir şey kaparsınız.

Son olarak, ilk yoğurtlarınızın sümük kıvamında olması neredeyse kaçınılmaz. Denemekten vazgeçmeyin:)

Sizler de hünerinizi halka arz edin ki bebeler güzel güzel yoğurtlar yesin. Hadi yorum köşesine bekliyorum.

Yorumlarla İgili

Sevgili Takipçilerim,
Birkaç kişiden yorum yapılamadığına dair bilgiler aldım. Benim yazılarımın altında "0 yorum" diye bir yer var. Orayı tıklayınız, akabinde yorumunuzu yapınız. Üye girişini daha önceden yapmadıysanız, yorum girişinizden sonra sizi üye giriş sayfasına yönlendirecektir. Kolay gelsin!

27 Nisan 2012 Cuma

Tembel Anne Blogu Bu:)

Kendim blog yazmak yerine okuduklarımı okutuyorum ben galiba :))) Buyrun yeni okuma önerim :

http://www.ntvmsnbc.com/id/25343909/

26 Nisan 2012 Perşembe

Pekmez Sorunsalı

Pekmez hakkında yazılan çizilenlerden sonra bir de organik tarım yapan Pınar Hanım'a kulak verelim. Katılmamak mümkün değil...


"

Şimdi yeni bir şey çıkıyor. Dünyanın sonunu getirecek, insanlığın kökünü kazıyacak zehirli sıvıyı tespit ettiler: Köy Pekmezi!

Bir haber çıktı, mail zincirine dönüştü, dolaşıyor günlerdir... Böyle şeylerle karşılaştığımda dikkatimi çeken ilk şey haberin veriliş tarzı oluyor. Hani laboratuarlar yıllardır bunun üzerinde çalışıyorlarmış da nihayet ''bugün'' bu çalışmanın semeresini almışlar gibi bir hava... Ben bu haberin, buna benzer haberlerin çıkışını endüstriyel yöntemlerle üretilen ürünlerin satış grafiklerinin düşmesine bağlıyorum. Satır aralarına yerleştirilmiş gizli reklamlar gözüme çarpıyor. ''Yemezler...'' diyorum. 

Anadolu'da binlerce yıldır yapılan, müthiş bir besin kaynağı olarak herkesçe önerilen pekmez ''tu kaka'' oluverdi birden. Yüksek ısıda şey olursa bilmem ne olurmuş ve biz ölürmüşüz. Şeker oranı gayet yüksek olan böyle bir ürünü fıkır fıkır kaynatabilen var mı, bilmiyorum? Eğer pekmez yapmayı bir kez olsun denedi iseniz o sıcaklıkta pekmezin anında yanacağını, kaynatarak pekmez yapmanın imkansız olduğunu bilirsiniz. Geniş sathından suyun buharlaşması daha kolay olsun diye pekmez daima yayvan bir tepside pişer. Üzümün suyundan başka hiçbir şey konulmaz tepsiye. Altına da öyle cayır cayır yanan odunlar koyamazsınız. Közden başka şey yakıverir pekmezi. Tepsinin kenarlarına yapışan pekmezin, ısıya daha fazla maruz kalacağı için yanacağını bilen Anadolu halkı; sırf bu kenarı sıyırıp atmak için kullanılan tahta bir alet bile tasarlamıştır. :) Pekmez hafifçe kıvam aldıktan sonra altı söndürülür. Tertemiz tepsilere dökülüp üzerine büyükce kesilmiş camlar konulur ve gün ışığı altında suyunun tamamen uçması beklenir. Gün Pekmezi'nin adı buradan geliyor. 

Ben yıllardır pekmezi bu şekilde yapıyorum. Anadolu'nun gerçek köylüleri de bu şekilde yapar. Ancak elbette, ben kendi üretimim dışında kimsenin ürününe kefil olamam. Markalı ya da markasız diye bir ayrım yapmadan sadece pekmez alırken dikkatli olmanızı, yapılışı hakkında detaylı bilgi istemenizi önerebilirim. Bir tek tüyo vereyim. Üzüm pekmezi sadece üzüm suyu ile yapılır. ''İçindekiler'' kısmında bir ben eksiksem tekrar düşünün derim.. 
                                                                                                                             "


Güzel İncelemeler!

20 Nisan 2012 Cuma

Bugün 23 Nisan, Alışveriş İstiyor İnsan :)

23 Nisan nedeni ile bazı çocuk giyim markaları indirimler yapıyor. Henüz karşılaştıklarım şunlar:


Mothercare : 20-21-22-23 Nisan tarihlerinde geçerli %23 indirim. 
Panço          : 19-23 Nisan tarihleri arasında yapılacak her 75 TL'lik alışverişe 25 TL hediye
M&S             : 2. ürüne %50 indirim 

18 Nisan 2012 Çarşamba

16 Nisan 2012 Pazartesi

Takip Ediniz...

Hala varsa eğer bilmeyenler için : Bebek- çocuk beslenmesi ile ilgili herşeyi gurmebebek.com adresinden takip edebilirsiniz. Gerçekten çok başarılı bir site. www.gurmebebek.com. Çok reklam oldu ama olsun, takdir ettim çok:))))

Pekmez Hakkında Bilinmesi Gerekenler :

- Pekmezin üretimi sırasında yüksek ısılarla karşılaşmaması gerekiyor. Düşük ısıda pişmiş pekmez çok sağlıklı. Yüksek ısıda pişen ise kansorojen. O yüzden pekmez alırken, aldığımız yerin doğru tekniklerle pekmez üretmesi çok önemli.
- Pekmezin depolanma koşulları da önemli. Satın aldığımız yerde gün ışığı temas edip etmediğine dikkat etmekte fayda var.
- Pekmezin kapağını açtıktan sonra buzdolabında tutmak gerek. Eğer donarsa benmarı usulu ile 70 derece ısıyı geçmeden çözmek gerek.
- Pekmez gibi şekerli ve karbonhidratlı yiyecekleri yüksek ısıda pişirmemek de iyi olabilir. Bu da keklere pastalara hoşçakal demek anlamına geliyor aslında. 
- Pekmez almadan önce tadına bakmak iyi bir fikir. Eğer özellikle pekmezde ve reçelde aşırı yanmış bir tad alınıyorsa üründeki  HMF oranı büyük bir olasılıkla yüksek. Bu ürünü almayın hatta başkalarının da zarar görmemesi için ALO 174 Gıda Hattı'nı arayın. 
- Bu tür konularda bilgi edinmek ve bu bilgiyi paylaşmak çok önemli. Siz de bu tür bilgileri öğrenip, meraklıkları ile konuşmak isterseniz,Gurme Bebek gibi internet sitelerini takip edebilirsiniz.


Yazının kaynağı ve konunun detayları için: http://www.ntvmsnbc.com/id/25339112/

13 Nisan 2012 Cuma

:((((

Bebeğiniz İçin Ara Öğün Alternatifleri

Doktorumuz 2 yaşına kadar şekeri yasakladı çünkü bebeklerde pankreas 2 yaşına kadar faaliyet gösteremiyormuş. Bu yüzden de ikindiye şekersiz  tatlılar (!) koyduk: 

Pekmezli Kek : Bu keki internetten bulduğum birçok tarifle yapmaya çalıştım ama en sonunda yine kendim bir tarif oluşturdum. En güzeli de bu oldu galiba. Mert severek yiyor. 
Malzemeleri : 
2 yumurta 
1 rendelenmiş elma ( mevsiminde havuç ile beraber)
1 tatlı kaşığı tarçın 
2 ceviz rendesi ( sarımsak rendesi ile)
Yarım bardaktan biraz az sıvıyağ ( ben fındık yağı kullanıyorum)
Aldığı kadar un
Arzuya göre kab. tozu ve vanilya ( henüz zararları konusunda bir araştırma yapmadım ama biraz serpiyorum)

Gerisini sizler zaten biliyorsunuz. E pekmez bunun neresinde derseniz: üstünde :) Ben kekin yanında, bandırarak vb şekillerde veriyorum. İçerisine koyunca, zaten elma yüzünden içi ıslak kalan kekin iyice ıslak olmasını sağlıyor.  

Ayrıca üzerine pudra şekeri döküp kendiniz de bebeğinizle beraber keyif yapabilirsiniz :)






Pekmezli Muhallebi: Her zaman yaptığınız pirinç unlu muhallebinin içerisine şeker yerine ölçünüze göre biraz pekmez ekliyorsunuz. Tabii, burada pekmez hükmünü kaybediyor ve sadece tatlandırıcı olarak göre yapıyor. 
Düzeltme : Yeni edindiğimiz bilgiler ışığında bu muhallebiyi de önce pişirip pekmezi ılındıktan sonra ya da bebeğinize yedirirken ilave etmek en güzeli olacak sanırım!... 

Bebek Bisküvisi: Pekmez ile yapılan tarifleri internet üzerinden bulabilirsiniz. Ben henüz denemedim :)

Afiyet olsun! 

Güzel bir müzikte bebeğinizle dans etmeyi denediniz mi hiç?

9 Nisan 2012 Pazartesi

Anneyiz, 7/24 görevdeyiz, uykusuz olma ihtimalimiz yüksek falan filan... ama bazen de çalışanları çatlatabiliyoruz :)
Okudukça ağlamak isteyeceksiniz. Sizleri üzmek istemem ama bilmek daha önemli!

5 Nisan 2012 Perşembe

15 aylık bebeği uzun kollu tişört ile dışarı çıkarınca artık baharın gediğini resmen ilan etmiş oldum!

Merhaba!!! Haydi başlıyoruz!